20 Şubat 2012 Pazartesi

Uzun Zaman Oldu.

Çook uzun zaman oldu a dostlar, agalar, canlar, hacılar. 
''Nereye gittin lan?'', ''Ne yaptın bunca zaman?'' derseniz, yalnızlığımı dinledim.
Telefonumdaki 'no message' yazısına açıp açıp baktım, belki mesaj atanım olur diye bekledim.
Kendi başıma sinemaya gittim.
Annemin günlerine katıldım, poğaça, börek, kek yiyerek bolca kilo aldım. :)
''Hiç aklına blog gelmedi mi?'' derseniz ise, 
geldi ama yazıcak bir şeyim yoktu. 
Aşk yok, yalnızlık çok. Sizleri de yalnızlığımla bunaltmayayım dedim :)
Fakat şu an geldim ve buradayım. Kafanızı şişirmeye, aşktan meşkten bahsetmeye geldim. 
Sıkıysa kapayın çenemi... :)

7 Ağustos 2011 Pazar

Uçar Gibidir Dans Etmek

Benim için herşey bir hobi arayışıyla başladı. Boş zamanlarımı değerlendiricek bi uğraş ararken tanıştım dansla. İlk günler sıkıcı gelse de, daha sonra vazgeçilmezim oldu. Aynalarla dolu odaya girdiğim ilk gün biraz çekingendim. Fakat daha sonra ukala olmayı öğrendim. Dansçı dediğin ukala olur, kendini beğenir. Kapıdan içeri girdiği an dertlerini, sıkıntılarını dışarıda bırakır. Yoksa bu işi gönülden yapamaz. Gönül işidir dans etmek.. Sonra müzik girer devreye. Aynaların karşısındaki artık sen değilsindir. Her bir nota belirler hareketlerini. Ritme uydurursun kendini. Zemin bulut olur, kanatların açılır, uçarsın. Bu yüzden uçar gibidir dans etmek...

29 Haziran 2011 Çarşamba

Senden Sonra

     Bugün yedi yıl bitti. Koskoca yedi yıl 2557 gün... Koskoca dediğime bakma, göz açıp kapayana kadar geçti aslında. Geçiyo be, sen farkında olmadan geçiyo. Alışıyo insan, özlem artıyo bi tek, yoksa alışıyo herşeye...
     Senden sonra google diye bir arama motoru çıktı. Oraya adını yazıyorsun, seninle ilgili gazete haberleri çıkıyo. Genç bilgisayar teknisyeni diye bahsediyorlar senden. Resimlerde pek belli olmuyorsun ama, üzerine gazete kağıtları örtmüşler, görünmüyorsun.
Hani o sabırsızlıkla beklediğin GORA filmi var ya, çekildi. Daha birçok film çekti Cem Yılmaz. Çoğunu izledim, merak etme güldüm senin yerine. Videolarını izliyorum bazen, senin gibi diyorum gülerken ''Bu adam puşt''.
Hani Tarkan'ın konserine gitmiştin de anlata anlata bitiremiyordun ya, senden sonra daha çok albüm çıkardı. Sevmiyorum onu ama sırf senin için dinliyorum şarkılarını.

     Şimdi sana toprağın bol olsun mu diyim, mekanın cennet olsun mu bilemedim. Bakma bunları yazarken ağladığıma, ota boka ağlıyorum ben. Omuzlarında gezdirdiğin o küçük kız değilim artık, büyüdüm senden sonra. Yaşasaydın da görseydin...

27 Haziran 2011 Pazartesi

AlışVeriş

     Hayat alışveriş üzerine kurulmuştur. Alış-veriş. Bu iki kelime asla doğru orantıda gitmez. Ne aldığınız kadar verirsiniz, ne de verdiğiniz almak istediğinize eşittir. Bu, insanoğlunun varoluş özelliğidir. Sonuçta doyumsuz yaratılmışız... Hemen hemen her konuda alışveriş yaparız. Dost, arkadaş, akraba, komşu hatta hiç tanımadığımız, sadece hayatımızın bir dakikasını paylaştığımız insanlarla bile. Duygu alışverişi, elektrik, maddi-manevi çıkar, iyilik, kötülük, kısacası her an vardır hayatımızda alış-veriş...
     Malum benim konum ''Aşk'', ''Sevgi''. İşte asıl adaletsiz alışveriş burada başlar. Seversin birini, aşık olursun ama seni senden çok sevmesini beklersin.
- Seni çok seviyorum.
+ Ne kadar çok?
Bu durum en vahimidir. Sormazlar mı, verdiğin sevgi ne ki; beklediğin, almak istediğin ne olsun? Hep ilgi bekleriz, alaka. İsteriz ki, dünyanın merkezinde olalım, varsın bizim etrafımızda dönsün. Yani alış kısmı hep eksiktir, yarım. Peki veriş? Hiç bunun hesabını tutmayız. Çünkü, beyin alışmaya odaklı.
     İlişkiler gelip geçer. Arkasından bakarken başlarız muhasebesine. Ama dikkat edin, hep alacak kısmı dolar defterin. Çünkü biz, insanız. Hatayı kendimizde hiç aramayız. Varoluşumuza ters...

Aldıklarımızın, verdiklerimize eşit olduğu bir başka yazıda görüşmek üzere...

26 Haziran 2011 Pazar

Merhaba

     Her aşk platonik başlar. Önce gözlerini seversin. Bakışını.. Sonra mimikler sevdirir kendini. Ruhuna inene kadar daha birçok fiziki özellik çeker ilgini. Sonra yavaş yavaş tanırsın. Ve tanıdıkça anlarsın; dış görünüşün ve gözlerin yalan olduğunu. Önce ruhtan başlaman gerektiğini..
     Eğer güzelsen 1-0 önde başlarsın. Güzellik göreceli değildir çünkü. Güzelsen, güzelsindir. Herşeyin güzelini hakettiğini düşünürler. Tek korkuları seni kaybetmektir. Aslında seni değil. Senin onlara katacağın popülerliği. Düşünsenize ''güzel bir sevgili'' prestij sağlamaz mı? Anlamak istemezler, eğilmezler duygularına. Sadece düşündükleri, ya bitersedir. Oysa başlamamışlardır hiçbir şeye..

     Anlayacağınız üzere ''Aşk'ı'' anlatacağım size, ''Sevgi'yi'' .. Dilimin döndüğü, kelimelerin yettiğince ...


Görüşmek üzere ..